Geçtiğimiz hafta (20 Kasım günü) Agop’u yitirdik. Tanınmaya ve sayılmaya çok layık bir insandı. Bilmeyenlere biraz anlatmak istiyorum onu bu hüzünlü vesileyle.
Kendim de çok geç tanımıştım, ama çabucak iki kardeş gibi yakın olmuştuk birbirimize. Agop Fransa’nın Lyon şehrinde yaşıyordu. Son altı yıldır uzaktan sıkça görüşüyorduk. Tanıştığım aşamada babasının Dersim 1938 hafızasını yansıtan kitap çalışmasını yapıyordu. Babası Murat Karakaya gerçi kitabı alamadı eline, ama ölümünden çok önce yayına verildiğini biliyordu ve gözleri açık gitmedi.
Agop Türkçe olarak yazdığı “Minas Dede’nin Değirmeni (Dersim 38 Mağduru Murat Karakaya’nın Anıları)” isimli kitabının daha sonra Fransızca çevirisini de yaptı. Aynı zamanda çok yaşlı ve hasta olan annesine bir çocuk gibi baktı. Babasından dört yıl sonra annesini de yitirdi. Sanki her şey sıraya konulmuştu. Annesinden sonra kendisi hasta düştü. İlik kanserinden meşakkatli bir tedavi görmeye başladı. Metaneti ve direnci yerindeydi. Tedavi sonuçları da umut vericiydi. Lâkin ilik naklinden sonra her şeyin daha iyiye gideceğine inandığımız bir aşamada şok edici şekilde acı haberi geldi. Agop kanatlanıp giderken geride biricik kardeşi Avedis’i bıraktı. Onun derin acısını yürekten paylaşıyor, kendisine metanet, sağlık ve uzun ömür diliyorum.
Agop çok yönlü entelektüel bir kişilikti. Şair ruhlu ve felsefi derinlik sahibiydi. Bildiği üç dilde şiirler yazmış ve kitaplaştırmıştı. Tarih ve siyaset diğer önemli ilgi alanlarıydı. Kapitalist dünyanın çirkinliklerine tepkili, sosyalist düşüncelerle donanmış, biraz da anarşist eğilimli bir özgürlük tutkunuydu. Haksızlık ve adaletsizliklere karşı isyankârlığı bazen öfke patlamasına dönüşürdü. Şiirlerinde bu ruh çok belirgindir. Yok edilmek istenen kimliğini savunmak bir diğer tavizsiz yönüydü. Hem 1915’in, hem 1938’in travmasını yaşamış bir aileden olarak soykırımların inkarına karşı mücadelesi örnek alınacak ciddiyet ve kararlılıktaydı.
90’lı yıllardan itibaren Ermenice ve Fransızca yayın organlarında Ermeni Soykırımı ve Dağlık Karabağ (Artsakh) Meselesi üzerine pek çok makaleler yazdı. Her iki konuda 90’lı yıllardan itibaren ve en son savaştan bu yana Fransız hükümetinin tavrını etkilemeye yönelik özel mektuplar ve çağrılar kaleme aldı. Her dönemin cumhurbaşkanından bakanlarına, milletvekillerinden belediye başkanlarına kadar şahsen başvurmayı, sorular sormayı, tutarsızlıklara dikkat çekmeyi ve sarsmayı görev bildi. Geçen yaz kendisini ziyaret ettiğimde bu mektuplarının ve cevaplarının yer aldığı klasörleri görünce “Böyle bir arşiv ancak bu sorunlar üzerine kolektif çalışan bir kurumda görülebilir, tek başına bu kadar politikacıyla muhatap olman ve uğraşman muazzam bir şey” demiştim. Bilinmesini isterim ki o bütün bu zahmetli çalışmaları kimsenin yönlendirmesi olmadan, tamamen kendi bilinç ve iradesiyle yapıyor ve kimseden bir kuruş destek de almıyordu.
Kısa biyografisini onun şiir kitaplarından aktarmak yerinde olur.
“Agop Karakaya, 1938 Dersim soykırımından süngü yarasıyla kurtulan ve daha sonra sürgüne gönderilen Dersimli (Hozat) bir Ermeni’nin oğlu olarak 1956’da İstanbul’da doğdu. Esayan ve Getronagan Ermeni Liselerini okudu. Daha sonra İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’ni bitirerek İnşaat Yüksek Mühendisi oldu. 1981 yılında Fransa’ya göç etti. 1985’te İnstitut National des Sciences Appliquées (INSA) üniversitesinden Docteur-Ingénieur diplomasını aldı. Société des Poètes Français’ye üyedir.
Mühendislik çalışmalarına paralel olarak şiir yazmaya başladı. İstanbul’da Türkçe olarak yazdığı şiirlerine Fransa’da bir müddet devam etti. Ancak daha sonraları edebi denemelerini Ermenice şiirlerle sürdürdü. Bu şiirlerini ve düz yazılarını dergi ve gazetelerde yayınladı. Bir zaman sonra ise şiirlerini Fransızca yazmaya başladı. Fransızca üç şiir kitabı yayınlandı. Ayrıca insanın geleceğini kozmik açıdan inceleyen La Métaliénne adlı bir bilim-kurgu romanı yazdı.
Mavi Ülke, Agop Karakaya’nın 1978-1985 yılları arasında Türkçe yazdığı şiirlerinin en önemli kısmını kapsayan bir kitaptır… Şiirlerinde son derece çeşitli konuları işlemektedir, bilhassa insanı ve insan sevgisini, aşkı ve doğayı, düşünce özgürlüğünü… Hayatı ve umutları, haksızlığa uğrayan emekçiyi ve sonsuz savaşan bir devrimciyi, toprağından uzakta yaşamak zorunda bırakılan insanların memleket acılarını ve özlemlerini sahnelediği gibi, baskı ve zulme uğrayan halkların benliklerini koruma ve özgür yaşama mücadelelerini de anlatmaktadır…” (Mavi Ülke kitabından)
Agop’un 1982-1991 yılları arasında yazdığı Ermenice şiirleri ise “Azadutyan Yerkiç” (Özgürlük Ozanı) ismiyle yayınlanmıştır. Daha sonra yaşadığı ülkeyi dikkate alarak Fransızca şiirlere ağırlık vermiştir. Fransızca şiirlerini analiz eden Kevork Kabaracıyan onu “Öngörülü, isyankâr ve bilge şair” olarak tanımlıyor. Hilesiz temiz duyguları ve insanı derinden düşündüren dizeleri önünde saygıyla eğildiğini belirtiyor. Fransızca şiir kitapları “Loin, au-delà de l’horizon”, “Les passagers du temps”, “Futur Cosmogénique” ve sonuncusu “La neige est une noisette” isimlerini taşıyor. Eleştirmenin belirttiği gibi bunlar bir yabancının kaleminden Fransız edebiyatına gerçekten katkı niteliğinde kendine özgü ve orijinal eserlerdir.
Sevgili Agop Karakaya halen çok verimli olduğu bir yaşta, henüz 70’ine varmadan ve daha gerçekleştirmeyi hayal ettiği bir yığın proje aklında olarak gitti. Son yıllarda ne çok değerli canımız böyle erken sayılacak yaşlarda ayrıldılar hayattan. Ve biz onlarsız biraz daha yalnız, biraz daha mağrur hissediyoruz kendimizi.
Sevgili Agop, hayatta hiçbir gayretin, hiçbir meşakkatin yersiz ve lüzumsuz değildi. Ne kadar işe yaradığına aldırış etmeden sen doğru bildiklerini en mükemmel şekilde yapmaya çalışmakla dolu dolu ve anlamlı bir hayat yaşadın. Geride unutulmaz güzel bir hatıra ve ölümsüz bir miras bıraktın.
Yaşamın ve mücadelen önünde saygıyla eğiliyorum. Huzur içinde uyu can dostum.
Hovsep Hayreni
25/11/2025
Agop Karakaya’nın Türkçe “Mavi Ülke” kitabından birkaç seçme ile analım onu:
SEVMEK SENİ
Severim doğayı
Yeni açmış bir çiçeğin
Etrafa saçılan kokusunu
Severim bir de seni
Severim denizi
Kanat çırpan üzerinde
O bembeyaz martıyı
Severim bir de seni
Severim insanı
Emekleyen bir çocuğun
Attığı ilk adımı
Severim bir de seni
Severim öğrenmeyi
Öğrendiklerini öğretmeyi
Bilgilendirmeyi başkasını
Severim bir de seni
Severim yağmuru, karı
Seyrederken düşüşünü
Rahatlatıp dinlendirmesini
Severim bir de seni
Severim güneşi
Isıttığı için doğayı
Aydınlattığı için dünyayı
Severim bir de seni
Severim sevmeyi
Güzel olan herşeyi
İnsanları, doğayı, aşkı
Severim bir de seni
Severim sevilmeyi
Tarafından beni sevenlerin
Benim de onları sevdiğim kadar
Severim bir de seni
DERSİM
Dersim’imin dağında
Yatıyor benim babamın
Babası büyükbabası
Bir taşın altında
Yatıyor benim babamın
Babası büyükbabası
Bilinen bu ikisi
Mezarların…
Dersim’imin uzak değil
Dedelerime nenelerime
Kucak açışı
Bağrına basışı
Ezbere kıyılan
Canlarımın…
Gözü dedelerimin nenelerimin
Görün bizi
Sormamız için hesap
Bekleyin bizi…
Bir tas su ile
Yatan babamın
Babasının mezarının
Çatlayan toprağına
Bekleyin bizi…
GEÇER BU GÜNLER
Vahan’ın yalnızlığına
Gurbette göçe giden
Gözlerini geriye çevirme!
İlerisi daha iyi görünür
Güneş çıkınca duman, sis dağılır
Hak ettiğin güzel günler
Senin için akmaya başlar.
Bizim kanda eziyet, çile
Bitecek bir gün ola!
Sızlıyor yürekler bu ayrılığa
Kuşlar gibi göçmenliğe
Sabır arkadaş, sabır…
Unutma kendini, hatırla
Kaybolma taşların altında!
Hatırlat özünü, geçmişini
Unutmuş olan sefillere.
ÇARPIK İNSAN
Sevmiyorum bu düzeni
hain fikirleri
bencil düşünceyi
sıkı
Kapalı insanları
iğnelenmiş beyinleri
küçük hesapları
dar
Küçük gölgeli
karanlık insanları
Sevmiyorum bu düzeni
lanetliyorum açıkça
yürek dolusunca
içten
Bilmiyorum nereden dolmuş
bu zehirler akla
kısır ham
kara
İnsanın yüzünü gölgeli
sevmiyorum bu düzeni
hesapları küçük
ve kör
Genişlik
enginlik
ve yücelik
hayaliyle her gün
sevgi
Aşkı sonsuz, küçük olmayan
İnsanı seviyorum
Geniş yürekli
korkusuz
küçük hesapsız
açık
Sevmiyorum bu düzeni
ve insanını kaypak
zayıf
Bu haksızlığa, bu gizliliğe
tiksiniyorum
Çırpınmak bu karanlıkta
kime duyurmak için çırpınışımın
can çekişimin bir ahını
bir yongasını
ince
Vücudum diken diken oluyor
görmese gözüm
bu yüzkaralılığı hiç!
Duymasa kulağım bütünüyle adi
yapma sözleri
yalan
İnsanın küçük sinsi aklından
silmek istiyorum
karanlık zihniyeti
ölümcül
Sevmiyorum bu düzeni
ve günlerini karanlık
yosunca
Sevmiyorum bu düzeni
ve insanını kaypak
zayıfça
Zavallılığa yakarış içinde
tutunageldiği düzenin
esiri
DEVRİMCİ BİR TÜRKÜ ÇAĞIR ARKAMDAN
Tüm devrimcilerin anısına
Gidiyorum vuruşmaya
Geri dönmeyeceğim
bekleme artık!
Gidiyorum ölmeye
Geri dönmeyeceğim
devrimciyim artık!
Sorma nereye gidiyorsun diye!
Davran çabuk arkamdan
beni takip et!
Gidelim vuruşmaya
Ölelim devrim uğruna!
Devrimler bitmeyecek
Devrimciler de…
…
Esir alınan halklar
Devrimci olun her biriniz
Savaşsın her bir kişiniz!
Korkmayın sakın ölümden
Esir yaşamaktan daha kolay
süngülerin gölgesinde!
Gidiyorum ölmeye
Geri dönmeyeceğim
Devrimci bir türkü çağır arkamdan…
BETİMLEME
Söyle bana iki üç kelime
Biri ötekinden güzel olsun
Çirkin takılar da ekleme
Okuyacağım kulağına küçük çocukların
Söyle bana iki üç hekyat
Biri ötekinden gerçek olsun
Yalanları da çıkar at
Anlatacağım kulağına küçük çocukların
Göster bana iki üç yolcu
Biri ötekinden yorgun olsun
Gölgeleri yarsın düşüp yolu
Sesleneceğim kulağına küçük çocukların
Göster bana iki üç yetim
Biri ötekinden yalnız olsun
Dağ yollarında sessiz ölüm
Haykıracağım kulağına küçük çocukların.
TOPRAĞIM
Hüzünlü bir öğle vakti
Savruldum yine daldan dala
Alt üst oldum, darmadağın
Tuttuğum dallar kırılınca
Lanetler yağdı başıma
Kabaran denizin ortasında
Sandal bile dolaşamaz
Ben de bilmem kaç gün
Belki hüzünlü bir öğle vakti
Kucaklarım sevgili toprağı
Yalındır benim toprağım
Sevgime karşılık verdiğinde
Bir çiçek sunar aşkıma
Ben kucağında yatarken
Beni saran kökleriyle
Mavi güller açar ağaçlar.
——
Eh şimdi, son mısralarında olduğu gibi sevgili toprağını kucaklamış oldu sevgili Agop kardeşimiz. Mezarında mavi güller açsın, kökleri onu sarsın, ısıtsın ebediyen